Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

6 Kasım 2016 Pazar

Urla - Sığacık 2016

Urla Şarapçılık


29-30 Ekim hafta sonu yaptığımız kısa geziyi; bu sefer bir değişiklik yaparak haftası dolmadan yazmaya başlayayım dedim :) . "Urla Bağ Yolu" temalı gezimiz beklendiği üzere yeme içme ağırlıklı oldu.

Urla Bağ Yolu


Urla dünyada şarap üretiminin ilk yapıldığı yerlerden (tarihi M.Ö. 1000 yılına dayanıyor)  olsa da; burada şarapçılığının uzun bir gelenek olduğunu söylemek doğru olmaz. Ülkemizin genelinde olduğu gibi burada da şarapçılık son yıllarda yapılan yatırımlarla yeniden gelişiyor. Urla Bağ Yolu' nda ikisi 2017' de hizmete girecek 7 üretici yer alıyor. Biz aktif olan 5 taneden Urla ve Usca Şarapçılık' ı ziyaret ettik. İkisinde de tadım ücretsiz (Kalabalık gruplar için rezervasyon gerekiyor.).

Urla Şarapçılık



Urla Şarapçılık, yıllık 200 bin şişe üretimi ile buradaki üreticiler arasında en büyük olanı. Sadece bağlara değil, tesisin mimari ve peyzajına da büyük yatırım yapıldığı hemen belli oluyor. Mahzenin ışıklandırmasının, cam tavan üzerindeki süs havuzu içinden geçerek gelen güneş ışığı ile olmasına kadar her şey çok detaylı düşünülmüş. Elbette bu kadar büyük bir tesis hobi için işletilmez ama gezerken para kazanmanın tek amaç olmadığını hissediyorsunuz. Tesisi gezip, üretim ile ilgili bilgi aldıktan sonra tadıma geçtik. Bornova misketinden yaptıkları "Symposium" başarılı ama imza şarapları  "Urla Karası" ve İtalyan üzümü "Nero d'Avola"nın kupajı efsaneviydi.

Urla Şarapçılık

Urla Şarapçılık

Urla Şarapçılık

Urla Şarapçılık

Urla Şarapçılık


Usca Şarapçılık, yıllık 20 bin şişe üretimi ile bir butik üretici. Tesis de haliyle Urla Şarapçılık' a nazaran çok daha mütevazı ama şirin bir yer. Burada da tesisi gezdikten sonra tadım ile devam ettik. Usca' nın da yıldızı "Foça Karası" ile yaptıkları Sonnet 23. Bu arada bütün şaraplarının ismi "Sonnet". Buradaki ilham kaynakları W. Shakespeare' in "Soneler" kitabı. Bu sonelerden esinlenerek yaptıkları şarapların üzerinde de ilgili soneden bir alıntı yer alan kulakçık iliştirilmiş olması hoş bir detay.

23. Sone

Bir acemi oyuncu nasıl beceriksizse
Sahnede korkusundan donakalmış dururken
Nasıl fazla duyguya kapılınca kimse
Zayıflarsa yüreği gücünden kudururken,
Benim de bu korkuyla güvensizlikten işte
Sevgi törenindeki duam aklımdan çıkmış,
Sevgimin gücü beni paramparça etmiş de
Aşkın bütün yükünü omuzlarıma yıkmış.
Öyleyse kitaplarım söylesin güzel sözler,
Sussun dilli gönlümün dilsiz laf ebeleri,
Onlar sevgi dilenir, ama bir çıkar bekler
Gönlün sözü, bollukta hepsinden çok ileri.
Sessiz aşk ne yazmışsa onu oku ve öğren,
Aşkın ince aklıdır gözlerle duyup bilen.

Usca Şarapçılık

Usca Şarapçılık



Yazıya kronolojik bir başlangıç yapamayınca; gezimizin başlangıcı olan Ünal Kardeşler Katmer Salonu da yazının ortasına sarkmış oldu. Burası tahmin ettiğimizden çok daha büyük bir yer; epey de popüler bu nedenle servis biraz yavaş ama kabul edilebilir seviyede. Burada ortaya bir kıymalı-patatesli bir tane de peynirli katmer söylüyoruz. Yanında da menemen ile serpme kahvaltı. Menemen ortalama ama serpme kahvaltısı gayet başarılı. Yöresel kahvaltılık olan lor üzerine karadut reçeli çok iyi. Tabi buraya asıl gelme nedenimiz katmerler. Açıkçası hayal kırıklığına uğradık diyemem ama beklediğimiz kadar da etkilenmedik. Katmerde hala tercihimiz Antep işi fıstıklı ve tatlı olan versiyonu :).

Kıymalı patatesli katmer

Açlıktan gözümüz dönünce masanın yarısı boşalana kadar fotoğraf çekmek aklımıza gelmemiş :)

Ünal Kardeşler Katmer Salonu

Ünal Kardeşler Katmer Salonu


Geziye gelmeden önce restaurant konusunda epey araştırma yapmıştım ama gerek sürenin kısalığından gerek de ilk gün çok memnun kalıp tekrar gelmek istememizden dolayı sadece bir yeri deneyebildik, orası da Urla merkezdeki Beğendik Abi. Burası esnaf lokantası konseptinin şık ve yöresel versiyonu olarak adlandırılabilir. İlk gün içeride, ikinci gün ise balkon kısmında yedik; iki taraf da hem şık hem de sevimliydi.  Fiyatlar da beklediğimizden daha makul çıktı. 4 kişiye ilk gün 90 TL, ikinci gün ise 110 TL hesap geldi ki öğlen burada yedikten sonra akşam yemeği bile yiyemedik. Yediklerimiz arasından memnun kalmadığımız hiç bir şey olmadı. Sadece tatlılardan kazandibi vasattı ve zeytinyağlılardan da radikanın pek tadı yoktu. Onun dışında yediklerimiz çok çok iyiydi. İlk defa şevketi bostan yemeğini burada yediğim için karşılaştırma yapamıyorum ama o görüntüden bu kadar büyük bir lezzetin çıkması akıl almaz. Urla güvecinden zaten ümitliydik ama o da beklentimizi bile aştı. Balkabağı, soğan ve sarımsak ile yapılan "sinkonta" masanın yıldızı oldu. İlk gün karışık zeytinyağlı tabağında geldikten sonra, 2. gün ayrı bir porsiyona terfi etti :).  Isırgan, gelincik, dağ pazısı ve dağ sarımsağı gibi karışık otlarla hazırlanan ve tatmamız için nazikçe ikram ettikleri "çalkama" Mehmet Yaşin' in tabiri ile damak çatlatıyor. Patlıcan ve domatesle yapılan "turçinik" de yine bizi çok memnun ederek, 2. gün için de masada yerini sağlamlaştırdı. Bu kadar yemeğin üzerine tatlı yemek zor ama yine de gelirseniz tatlı için de yer ayırın. Zira yemeklerdeki lezzet tatlıda da devam ediyor. Kadayıflı muhallebi tam benim sevdiğim gibi, kadayıflar ağızda çıtır çıtır dağılıyor; muhallebi de fazla tatlı değil, tam kıvamında. Tahinli kabak tatlısı da daha iyilerini daha önce yemiş olsam da (bkz. Köşebaşı Levent) memnun ediyor. Sütlaç da benim gibi kendisinin hayranı olmayan birinin bile gönlünü çalmayı başardı. Girit usulü lorlu baklavayı tadamamak biraz içimde kaldı ama bir daha gelmek için sebebimiz de o olsun ;).

Beğendik Abi

Beğendik Abi

Urla güveci, şevketi bostan ve karışık zeytinyağlı tabağı

Beğendik Abi

Beğendik Abi


Urla güveci, zeytinyağlılar ve sinkonta




Kadayıflı muhallebi ve kazandibi

Sütlaç ve kabak tatlısı

Buna doyum olur mu?


Gittiğimiz yerde pazar gezmek en sevdiğimiz şeylerden, bu gezide o da Seferihisar' a bağlı, Sığacık da kısmet oldu. Türkiye' nin ilk "slow city (yavaş şehir)" si olan Seferihisar' ın, bu şirin kasabası gezilecek yerler listelerinde hep karşımıza çıkan, görmek istediğimiz bir yerdi. Gerçekten en klişe tabirle cennetten bir köşe. Şüphesiz denize de girilen dönemde daha da etkileyici oluyordur ama bu mevsimde de çok sevdik bu şirin kasabayı. Surların içinde kurulan pazarı daha çok yeme içme üzerine kurulu. Herkes evlerinde yaptığı dolmaları, börekleri, tatlıları tezgahına çıkarmış. Tabi bahçeden meyve ve meyve suları, el yapımı sabunlar, ya da hediyelik eşyalar da var. Tahmin ettiğimizden çok daha büyük çıkan bu pazar ile ilgili en büyük üzüntümüz iyi bir kahvaltının üzerine buraya gelmek oldu. Yolluk yanımıza aldığımız "babaanne kurabiyeleri" dışında yiyecekleri tadamadık. Özellikle nefis görünen laz böreği içimde kaldı. Oradan aldığımız karadut reçeli de kahvaltılarda benim gibi bir bal tutkununun bile ilk tercihi oldu son dönemde :).

Sığacık Pazarı

Sığacık Pazarı

Sığacık Pazarı

Sığacık Pazarı

Sığacık Pazarı


Bu arada pazar dışında süt ürünleri için de tavsiyemiz Urla merkezden "Zeybekoğlu Mandırası". Beğendik Abi' den tavsiye ile bulduğumuz dükkandan aldığımız lorların taze süt kokusu bizi bizden aldı; özellikle tatlı lorunu karadut reçeli ile mutlaka deneyin ;).

Zeybekoğlu Mandırası


Yukarıda bahsettiğimiz güzel kahvaltıyı yaptığımız Zeytin Otel' den de çok memnun kaldık. Temizliği, konumu, personeli ve kahvaltısıyla dört dörtlüktü. Tekrar geldiğimizde başka yer aramayız.

Bunlar 2 kişiye, daha da üzerine sahanda yumurta geldi :)


Yorgo Seferis Taş Bar, aynı isimli otelin altındaki cafe/bar/restaurant. Aynı isim denince; aynı zamanda mekanın sokağına da adını veren Yorgo Seferis; Urla doğumlu olan ve 1963'de de edebiyat alanında Nobel almış bir abimiz. Mekana dönersek, burası canlı müzik de olan gerek dekoru, gerek menüsü ile çok enteresan bir yer. Kitsch ile pop art arası bir dekorasyona sahip. Bir masaya sigara böreği gelirken, yan masasında saç kavurma yeniyor; tam karşıda da peynir tabağına şarap eşlik ediyor. Ya da bizim oturduğumuz masanın altında çantalar duruyor. Duvarda Atatürk portresinin yanında kübik bir resim; altında da antik Mısır' dan bir eser var. Ama asıl enteresan olan bunlar rahatsız edici olmaktan ziyade ilgi çekici geliyor oturdukça. Canlı müzik de gayet başarılı. Tam yılbaşında kalabalık arkadaş grubuyla gelip, alt katta eğlenip otel kısmında konaklamalık bir yer.

Yorgo Seferis Taş Bar

Yorgo Seferis Taş Bar

Yorgo Seferis Taş Bar


Son olarak da yine Urla Merkez' den sevimli bir cafe önerisi ile yazıyı noktalayalım. Beğendik Abi' nin biraz aşağısındaki Mutant' ın İngilizce tabiri ile "cosy" atmosferini çok sevdik. Duvardaki kurallar sert olsa da bunu sevimli bulduk :). Kahveler de başarılı..

Mutant

Mutant

Mutant

Mutant

İşte o kurallar :)

17 Ekim 2016 Pazartesi

Portekiz - 5. Bölüm: Guimaraes


Guimaraes

Guimaraes, Portekiz’ in doğduğu topraklar olarak bininiyor; bu nedenle 160 bin nüfuslu, küçük bir şehir olmasına rağmen ülkenin görülmesi gereken yerlerinden. Hatta tren istasyonunda şehre indiğinizde karşınıza çıkan duvarın üzerinde "aqui nasceu portugal" (Portekiz burada doğdu) yazıyor.. Porto’ nun 55 km kuzeydoğusunda yer alan şehre yolculuk, trenin pek çok durakta durmasından dolayı 1 saat 15 dakika sürüyor. Gidiş geliş bilet fiyatı da 6,20 EUR.

Guimaraes


Şehirde başlıca görülecek yapı, Largo Tepesi’ nin üzerinde yer alan Guimaraes Kalesi. Yaklaşık 1100 yıllık tarihe sahip kale; modern Portekiz’ in de sembollerinden; bu sebeple Portekiz bayrağı üzerindeki 6 kaleden birisi de burası. Kale şehre hakim tepe üzerinde yer aldığı için burçlardan panaromik şehir manzarasını izlemek de mümkün.
Guimaraes Kalesi
 
Kaleye ait bir tarihi kilise olan Igreja Sao Miguel do Castelo da hemen kalenin önünde yer alıyor. Hem kaleye hem de kiliseye giriş de ücretsiz.
 
Igreja Sao Miguel do Castelo
 

Igreja Sao Miguel do Castelo

Kalenin hemen karşısında ise Paço Dos Duques De Bragança (Dukes of Braganza Palace) adlı 15. yüzyıldan kalma bir saray yer alıyor. Günümüzde genelde sergiler için kullanılan saray şehrin estetik açıdan en etkileyici yapısı.
 
Paço Dos Duques


Paço Dos Duques
 
Praca de Santiago, şehrin tarihi merkezinde yer alan meydan, adını 1887 de  yıkılmış olsa da bir dönem orada bulunan Santiago Şapeli’ nden alıyor. Restaurantların masalarını attığı bu meydan özellikle yaz akşamlarında çok hareketli oluyormuş. Meydanı çeviren binaların pastel renkleri bir sıcaklık yayıyor, burası muhtemelen şehrin en fotografik bölgesi.

Praca de Santiago

Praca de Santiago
 
Son olarak gezimizi Igreja de S. Francisco (Sao Francisco Kilisesi) ile noktaladık. 1461’ de tamamlanan kilise, aradan geçen 5,5 asırda güzelliğinden bir şey kaybetmemiş.

 Igreja de S. Francisco

Biz bu sevimli şehre yarım gün ayırdık ama daha geniş bir tatilde pekala bir gece de konaklanabilir. Zaten Portekiz’ de nereye gittiysek çok memnun ayrıldık. İspanya ile benzer şartlarda yarı fiyatına tatil yapmak isteyenler hiç düşünmesin J .

17 Eylül 2016 Cumartesi

Portekiz - 4. Bölüm: Porto

Porto


Portekiz' in 2. büyük şehri olan Porto ülkemizde daha çok futbol takımı ve şarabıyla biliniyor. Futbol takımı bu yazının konusu değil; şaraba ise aşağıda ziyadesiyle değineceğiz :). Porto coğrafi olarak bizim boğaza benzeyen Douro Nehri' nin iki yakasında kurulmuş. Aslında nehrin karşı yakasındaki Vila Nova de Gaia (kısaca Gaia) idari olarak farklı bir şehir olarak geçiyor ama sonuçta bu 2 yerleşimi yürüyerek dahi geçilen kısa köprüler ayırdığı için tek bir şehir olarak düşünebiliriz. Şehir merkezinin Gaia' nın karşısındaki bölümü de Ribeira. Porto' nun okyanusa açılan bölümünde ise İzmir - Kordon benzeri Foz yer alıyor. Bazı kaynaklarda şehir merkezinin adı Oporto olarak geçiyor, bu şehrin İngilizce adı ama Portolular buranın adı Porto' dur Oporto değil diye tepki gösteriyor; biz de onlardan iyi bilecek değiliz; yazı boyunca Porto diye bahsedelim:).

Foz do Douro

Jardim da Foz


Porto'da konakladığımız sevimli misafirhane Casa dos Loios by Shiadu' dan çok memnun kaldık. Şehrin tam merkezinde yer alan konumu, temizliği, konforu ve çalışanlarıyla bizden tam not aldı. Fiyatı da gayet uygundu. Giriş yaptığımız gün çalışanlardan Vasco bize bir saatten fazla harita üzerinde Porto' yu anlatıp, tavsiyelerde bulundu. Gerçi önerdiği restaurantların birinden çok memnun kalmadık ama yine de iyi niyetinden şüphelenmedik :). Bu arada Shiadu küçük otel ve misafirhanelerden oluşan bir zincir; Lizbon'da da aynı şekilde işletmeleri bulunuluyor; orada da iyi bir alternatif olabilir.

Otel odamızdan iç bahçe manzarası

Kahvaltıda çeşit bol, kalite yüksekti.


Porto gezip görülmeyi hakeden çok fazla yer barındırıyor, 3 gün çok mu olur diye gelip her yeri göremeden geri döndük bu nedenle hepsine kısa kısa değinirsek yazının da okuyanın da selameti açısından daha iyi olabilir :).

Şehrin tarihi merkezinde yer alan Sao Bento Tren İstasyonu, adını daha önce burada kurulu olan ama 18. yüzyıldaki bir yangınla kullanılamaz hale gelen manastırdan alıyor. Buradan daha çok Porto’ nun ilçelerine kalkan trenler hareket ediyor; Porto’ nun ana istasyonu çok daha büyük bir yerleşime yayılan Campanha İstasyonu. Sao Bento’ dan sonraki durakta yer aldığı için, bütün hatlara buradan da ulaşmak mümkün. Tabi Sao Bento’ nun alamet-i farikası istasyonun duvarlarını süsleyen çiniler. Bu arada “Azulejo” diye geçen çinileri Porto’ da başka yapılarda da görmek mümkün. Bu çiniler de Portekiz ve İspanya’ daki Arap etkisinin kalıntılarından.

Sao Bento İstasyonu

Sao Bento İstasyonu

Sao Bento İstasyonu

Sao Bento İstasyonu

Bu arada çini gibi, Porto' da çok güzel porselenler de gördük.


Vista Allegre' nin porselenlerini beğendik ama taşıma zorluğundan alamadık.

Porto’ nun merkez katedralinin adı aynı Lizbon’ da olduğu gibi Se Katedrali. Merak edip biraz bakınca ülkede bunlardan başka da pek çok katedralin aynı isimde olduğunu gördüm. Buradaki “SE”, Santa Maria yani Aziz Meryem anlamına geliyor. Porto’ nun SE Katedrali’ nin inşaatı da Lizbon’ daki adaşı gibi 12. yüzyılda başlamış ama yıllar içinde çeşitli eklemeler ve düzenlemeler ile 1737 yılında bugünkü halini almış. Tarihi merkezde yer alan bu yapı, şehirdeki binaların da genelde yüksek olmamasının sayesinde pek çok yerden ihtişamlı bir şekilde görülebiliyor. İç dekorasyonu da Portekiz baroğu tarzında epey haşmetli; giriş ücretsiz.

Se Katedrali

Se Katedrali

Torre dos Clerigos yani Clerigos Kulesi uzun sure şehrin en yüksek yapısıymış. Kulenin kurulduğu alan da yüksek bir konumda yer aldığı için 76 metre yüksekliğindeki tepesinden halen eşsiz bir Porto manzarası sunuyor. Yalnız 240 basamaklı ve epey dar bir merdivenle dönerek çıkılıyor olması kondisyon eksikliğinde zorlayıcı olabilir; o yüzden gün içinde fazla yorulmadan buraya gelmekte fayda var :). Bu arada kulenin yanındaki kilise de oldukça etkileyici. Tabi aslında burada kule kiliseye ait ama kule daha meşhur olunca kilisesi biraz gölgede kalmış :).

Clerigos Kulesi şehirde her yerden görünüyor.


Clerigos Kilisesi

Clerigos Kulesi' nden Porto manzarası

Clerigos Kulesi' nden  SE Katedral manzarası


Mercado Bolhoa yani Bolhoa Pazarı 1914 yılında belediyenin sokak pazarlarını kapalı bir merkezde toplamasıyla kurulmuş. Yerel pazarlara olan ilgimiz bizi şehrin alışveriş caddesi olan Santa Caterina’ ya giderken buraya da getirdi. Yalnız burası gerçek anlamda bir pazar; son zamanlarda görmeye alıştığımız gurme restaurantlar da barındıran turistik pazarlardan değil. O yüzden yemek yemek için pek alternatif olmasa da yerel sebze-meyve ve deniz ürünlerini incelemek için ideal bir yer.

Mercado Bolhoa
 
Aliados Meydanı, şehrin yaşam alanı olarak kabul ediliyor ama iki tarafında trafiğin işlediği ortasının yayalara bırakıldığı meydanın bu kadar aktif bir yer olması güzelliğini biraz gölgeliyor.

Aliados Meydanı

Aliados Meydanı' nda yer alan Belediye Binası (City Hall)
 
 
Palacio da Bolsa adından da anlaşıldığı üzere Borsa Sarayı anlamına geliyor. Yine Porto’ nun tarihi merkezinde, Infante D. Henrique Meydanı’ nda bulunan bu bina UNESCO’ nun Dünya Mirası listesinde de yer alıyor. Mahkeme Salonu, Toplantı Odası, Altın Oda gibi pek çok gösterişli bölümü olsa da, buranın yıldızı kesinlikle Arap odası. Mağrip tarzı süslemeler ve Arap alfabesi şeklinde işlemeleriyle Emevi kültürüne olan hayranlık hissediliyor. Porto Ticaret Odası hala bazı organizasyonlarında bu sarayı kullansa da artık burası büyük ölçüde turistik olarak değerlendiriliyor. Hatta Arap Odası’ nı özel günler için kiralamak da mümkünmüş. Yurtdışında butik bir düğün yapmak isteyen okurlara öneririm :).


Palacio da Bolsa

Palacio da Bolsa

Mahkeme Salonu

Kim bilebilirdi ki rahmetli Süleyman Seba' nın Porto Ticaret Odası başkanlığı yaptığını :)
 
 
Arap Odası



Arap Odası

Süslemelerde Arapça kelimeler farkediliyor.
 
 
Igreja De Sao Francisco (Sao Francisco Kilisesi) bizi Portekiz’ de en çok etkileyen kilise oldu. Dışarıdan bakılınca da güzel dursa da bu kilisenin asıl etkileyici yanı çeşit çeşit motifleri ve gotik ince mermer üzerine altından yapılmış sütun, dantel ve süslemeleri ile iç tarafı. Çok katmanlı süslemelerine baktıkça daha çok etkilendik zaten bu yüzden planladığımızdan daha fazla zaman ayırdığımızı çıkarken farkettik. İçeride insan kendini Indiana Jones filminde gibi hissediyor; tabi o bizim şizofrenliğimiz de olabilir :). Hemen yanında da Museu da Ordem de São Francisco yer alıyor, kiliseye girişte alınan 3 Euroluk biletle burası da ilave ücret ödemeden gezilebiliyor.


Igreja De Sao Francisco

Igreja De Sao Francisco

Igreja De Sao Francisco
 

Igreja De Sao Lourenço şehirde yürürken bir anda karşımıza çıktı.  Yukarıdaki Igreja Se Sao Francisco gibi buranın iç süslemesinde de "lush" adı verilen varaklar kullanılmış. 400 yıldır ihtişamından bir şey yitirmemiş. Giriş ise ücretsiz.

Igreja De Sao Lourenço

Igreja De Sao Lourenço

Igreja De Sao Lourenço

Bu ahşap, altın rengi süslemelere "lush" deniliyormuş.

 
Batalha Meydanı trafiğe kapalı olsa da 22 numaralı nostaljik tramvay buradan kalkıyor. 1910 yılında inşa edilen Sao Joao Ulusal Tiyatrosu da bu meydanda yer alıyor.

Sao Joao Ulusal Tiyatrosu
 

Livraria Lello, pek çok turistik kitapta sonunda kitabevi yazılarak kullanılsa da “livraria” zaten Portekizce kitabevi anlamına geldiği için bir anlatım bozukluğu yaratıyor. Tabi yazının ortasında dil bilgisi dersine gerek yok ama anlatım bozukluğu hassas olduğumuz bir konu :). Bu kitapçı Lonely Planet’ ın en iyi kitapçılar listesinde 3. sırada yer alıyor zaten bu alanda hazırlanan her listede de kendine en üst sıralarda yer bulmuş. Kitabevinin binası dışarıdan da etkileyici ama iç dekorasyonu gerçeküstü. Özellikle merdivenleri ve cam tavanı gerçekten nefes kesiyor. Her ne kadar çeşitli dillerde yazılmış nadir kitaplar barındırsa da mimarinin burada içeriğin önüne geçmesi kaçınılmaz. J. K. Rowling’ in Harry Potter ‘ I yazarken buradan esinlendiği söyleniyor ki, yazarın Porto’ da İngilizce öğretmenliği yaptığını ve bu dönem kitapçıyı sık sık ziyaret ettiğini düşününce oldukça makul. “Yalnız Gezegen” olarak da bilinen kitapçı bu nedenle Harry Potter fanları için de bir mabet gibi görülüyor. Bu kadar ilginin sonucunda, kitabevinin yönetimi hem kalabalığı biraz azaltmak hem de bu ilgiyi paraya çevirmek için girişi biletli hale getirmiş. Yalnız girişte verdiğiniz bu 3 Euro’ yu, eğer alışveriş yaparsanız fiyattan düşüyorlar bu nedenle eğer kalabalığı da azaltıyorsa bu uygulama bizi rahatsız etmedi.

Livraria Lello


Livraria Lello

Livraria Lello

Livraria Lello


Ribeira’ dan Avenida dos Aliados’ a doğru giderken, Borsa Sarayı’ nın hemen yanında devasa bir kırmızı kafesi andıran Mercado Ferreira Borges’ i  farketmemek imkansız. 1885 yılında inşa edilen bu yapı, Avrupa’ da artık örnekleri çok az kalmış olan “demir dönemi” nin sembollerinden. Bu bina ile ilgili en ilginç bilgi yeni pazar binası olarak inşa edilmesine rağmen bu amaçla hiç kullanılmaması. Porto Belediyesi yapı tamamlandığında buranın pazar olarak kullanılmaya çok da uygun olmadığını farkedip ne yapacağını düşünmeye başlıyor. Uzun yıllar kısa süreli olarak çeşitli amaçlarla kullanılıp, genelde de atıl kaldıktan sonra 2010 yılından itibaren konser salonu olarak hizmet vermeye başlıyor. Özellikle haftasonları canlı performanslara ev sahipliği yapıyor.

Hard Club, Mercado Ferreira Borges' in içinde

Kırmızı dev bir kafesi andıran Mercado Ferreira Borges


Centro Comerical Bombarda alışıldık alışveriş merkezlerinden farklı olarak ağırlıklı olarak yerel tasarımcıların butiklerinden oluşan küçük bir çarşı. Fiyatlar da çok pahalı sayılmaz; alışveriş için daha çok global markaları barındıran Santa Maria Caddesi’ nden daha iyi bir seçenek.

Centro Comercial Bombarda

Centro Comercial Bombarda

Centro Comercial Bombarda
 
 
A Vida Portuguesa, Lizbon merkezli bir zincir olsa da oradaki 3 dükkana ilave olarak bir şubeleri de Porto’ da bulunuyor. Burada ise kıyafet dışında Portekiz’ e özgü ürünler ve dekoratif objeler bulunuyor. Hiç bir şey almasanız bile gezmesi çok eğlenceli; Porto şubesi Clerigos Mahallesi’ nde yer alıyor.

A Vida Portuguesa


Yazının girişinde Porto ülkemizde şarabıyla biliniyor dedik ama şarabının ismi biliniyor demek daha doğru zira Türkiye' de havaalanları dışında Porto şarabı bulmak kolay değil. Porto şarabı teknik olarak şarap olarak kabul edilmiyor. Çünkü normal şartlar altında şarap yapımında hazır alkol eklenmez; meyve şekerinin fermente olmasıyla alkol açığa çıkar. Porto şarabı ya da İngilizce' de geçtiği şekliyle "port wine" yapımında ise fermantasyonun hemen başında üzüm suyuna brendi ekleniyor. Yalnız bu brendi ticari olarak satılan brendi ile aynı değil. Yüksek alkollü bu içkinin ilave edilmesiyle mayanın şekeri fermente etmesi süreci duruyor ve hem şarap bildiğimiz şaraplardan daha alkollü hale geliyor hem de şeker fermente olmadan kaldığı için Porto şarabı tatlı bir aromaya sahip oluyor. Bu şarabın bulunması ise biraz şansla olmuş. İngiltere iklim olarak şarapçılığa çok elverişli olmadığından şarabı Fransa' dan ihraç ediyorlarmış. 17. yüzyılda Fransa ile sürtüşmeler ortaya çıkınca, İngilizlerin ilgisi de Portekiz' in bağlarıyla ünlü Douro Vadisi' ne kaymış. Yalnız Portekiz' den İngiltere' ye kadar olan gemi yolculuğunda şarapların önemli bir kısmı bozulduğu için brendi eklenerek deneme yapılmış. Bu tatlımsı yeni şarap daha da çok sevilince; günümüze kadar bu şekilde üretilmeye devam edilmiş. Tabi daha yoğun bir tat ve yüksek alkole sahip olduğu için daha çok sindirime yardımcı olarak yemek üstüne tercih ediliyor. Hem normal şaraptaki gibi kırmızı, beyaz ve roze olarak çeşitleri hem de ürün kalitesine göre türleri var. Bildiğimiz şaraptan farklı olarak genelde yıllandırılmış olarak satılan bu şarapların üzerindeki 20 yıllık gibi ibareler aslında o şarabın tam olarak  20 yıllık olduğunu göstermiyor. Daha homojen bir üretim için 10, 20, 30 yıllık şaraplar belli oranda karışıtılıp ortalama 20 yıllık şarap elde ediliyor. Ama bazı yıllar kalite diğer yıllara göre çok yüksek oluyor, işte her 10 yılda 2-3 kere denk gelen bu yılların şarapları "vintage" olarak isimlendiriliyor ve başka yıllarla karıştırılmadan şişe üzerinde üretim yılı belirtilerek satılıyor. Bunun dışında "tawny", "ruby" gibi çeşitleri de var. Teknik olarak şarap olmamasından ötürü açıldıktan sonra hemen bozulmuyor; 1-2 hafta içinde tüketilmesi tavsiye edilse de 6 aya kadar içilebilecek kalitede kalan çeşitleri var. Yalnız genç şaraplar açıldıktan sonra daha uzun süre dayanıyor bu nedenle iyi ve yıllanmış bir şarap açarsanız yine süreyi fazla uzatmamanızı tavsiye ederim.

1984' de doğan tek harika ben değilmişim :))


Yukarıda yazdığım bu bilgilerin bir kısmını okuduklarımdan öğrensem de çoğu Sandeman' da şarap tadımında anlatılanlardan aklımızda kalanlar :). Porto' nun şarap üretimi Gaia tarafında yapılıyor ve burada onlarca üretici yer alıyor. Bunların çoğu da şarap tadımı yaptırıyor. Açıkçası en iyisi hangisidir biz de bilmiyoruz ama internette araştırdıklarımıza göre en çok tavsiye edilen üçlü Sandeman, Graham' s ve Ferreira' ydı. Biz Sandeman' da karar kıldık, memnun da kaldık. Öncelikle size Porto şarabı ve kendileri hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra mahzenleri gezdiriyorlar. En sonunda da masalarda farklı şarapları tadıp, bunlarla ilgili bilgi alarak turu tamamlıyorsunuz. Porto' da bu turlardan birine katılmamak; Paris' e gidip Eiffel' i görmemek gibi bir şey. Son olarak tur için farklı fiyat seçenekleri mevcut; tatmak istediğiniz şarap adetine ve çeşidine göre fiyatlar değişiyor. 6 Euroluk olan yeterli; zaten bizim turda çoğu kişi de onu tercih etmişti.

Sandeman

Sandeman mahzeni

Beyaz ve kırmızı Porto şarapları


Bugo Art Burgers, sadece Portekiz' de değil; hayatımızda gittiğimiz en iyi hamburgecilerden biri. Bizim Karaköy' ü andıran Rua de Miguel Bombarda' da yer alan bu sevimli mekan hali hazırda da epey popüler. Bu arada öğlen 12:00-15:00; akşam da 19:30-23:00 arası  (cuma/cumartesi 24' e kadar açık; pazar günü ise kapalı) hizmet veriyor; bizim gibi akşam üstü giderseniz civarda uzun süre oyalanmanız gerekebilir. Gerçi yukarıda bahsettiğimiz Centro Comerical Bombarda buraya çok yakın; beklerken orayı gezebilirsiniz. Yemeklere dönersek önden istediğimiz bruschettalar çok lezzetliydi ama hamburgerler ise Mehmet Yaşin' in tabiriyle damak çatlatıyordu :). Biz pestolu olan "Italy" i ve mantarlı olan "Fresh Mushroom" u denedik. Hamburger köftesini dana veya tavuk olarak isteyebiliyorsunuz; ikisi de gezen hayvanın etinden yapılıyor; muhtemelen bu kadar lezzetli olmasının en önemli sebeplerinden biri bu. Hamburgerlerin yanında gelen patatesler de lezzet olarak onlardan aşağıda kalmıyordu; bizim sevdiğimiz gibi cips şeklinde incecik kesilmiş ve nişastası suda bekletilerek alınmıştı. Muhtemelen taze yağ ile de kızartıldığından evde kızartılmış gibi en ufak ağır yağ kokusu yoktu. Fiyatlara geçersek hamburgerler ortalama 9 Euro, bruschetta 3,9 Euroydu.

Bugo Art Burgers

Bugo Art Burgers


Presto Pizza Baixa' yı yerel yemeklerden sıkıldığımız bir akşam tesadüfen keşfettik. Gerçi keşfettik derken bir saate yakın masa beklememizden anladık ki; keşfetmek doğru sözcük değil. Açıkçası bilmediğimiz bir yer için bu kadar sıra normalde beklemezdik belki ama dışarıda o akşam havanın soğuk olması kapalı bir yerde beklemeyi daha az sevimsiz hale getirdi. Beklerken gözümüze çarpan pizzaların görüntüsü iştahımızı iyice açmıştı ama pizzalar önümüze geldiğinde lezzetinin beklentilerimizden de iyi olduğunu mutlulukla farkettik :). İtalyan işi incecik açılmış; odun fırınında da lahmacun gibi çıtır çıtır olmuş. Şimdi yazıyı yazmadan önce fotoğraflarına bakınca bile yine ağzım sulandı :). Küçük, orta ve büyük boya ilave olarak bir de bizim kebapçılardaki fındık lahmacun benzeri mini boy var. Resimdekiler küçük boy ve bir kişi için gayet yeterli en azından bize yeterli geldi daha iştahlı arkadaşları bilemem :). Tabi çeşide göre değişiyor ama ortalama fiyatlar küçük 8 Euro, orta boy 10 Euro, büyük boy 12 Euro gibi.

Presto Pizza Baixa

Presto Pizza Baixa


Otelde bize Vasco' nun akşam yemeği için tavsiye ettiği mekanlardan biri A Tasquinha' ydı. İnternette de iyi yorumlara ve yüksek puanlara sahip olduğunu görünce ilk akşam yemeğine buraya gittik. Başlangıç olarak söylediğimiz peynir iyiydi ama Solar dos Presuntos' da yediğimiz kalitede değildi. Benim söylediğim et çok sinirliydi. Eşimin yediği balık da ortalamanın üzerine çıkamıyordu. Bunun yanında patatesler çok yağ emmişti. Burası için yerel Portekiz mutfağının iyi temsilcilerinden deniyor; belki bizim damak tadımız Portekizlilerle çok uymadı ya da o akşam bize kötüsü denk geldi. O akşam yüzümüzü güldüren tek şey yemeğin üzerine sipariş ettiğimiz çikolatalı kek oldu. 2 kişi 40 Euro hesap çok fazla olmasa da bütün Portekiz gezimizde en hakkını alamadığımız yemek bu oldu.

A Tasquinha

A Tasquinha

Tasquinha steak

Braga Codfish


Yüzümüzü bir sen güldürdün :)

A Tasquinha

A Tasquinha



Lizbon' da A Brasileira ne ise Porto' da da Majestic Cafe o. Neredeyse 100 yıllık bu cafe, hem tarihi hem de dekorasyonuyla şehrin sembol mekanlarından biri ve aynı Lizbon' daki arkadaşı gibi geçmişte Portolu entellektüellerin toplanma yeri olmuş. Fraklı garsonları ve şık sunumlarıyla gerçekten kaliteli bir mekan. "Art nouveau" tarzı dekorasyonu da ihtişamlı. Burada da pastel de nata tatmadan geçmedik. Yine çok lezzetliydi ama Lizbon' daki Confeitaria Nacional' i yerinden edemedi. Kahve de aynı şekilde iyi yapılmıştı. Mekanın kalitesine ve turist yoğunluğuna rağmen fiyatlar ise pahalı değil.

Garsonlar meclis açılışına gelmiş cumhurbaşkanı gibi fraklı

Bizim için Portekiz' de vazgeçilmez tabi ki pastel de nata

Piano da burada yerini almış.

Majestic Cafe


1899 yılından beri Carlos Alberto Meydanı' nın köşesinde hizmet veren Cafe Progresso şehrin en eski cafesi. Burası hispterlarca popüler edilmeden önce de, uzun yıllardır "drip coffee" yapıyormuş. Drip coffee makine kullanılmadan filtreye belli aralıklar suyun damlatılmasıyla elde ediliyor. Yapımı uzun sürse de bu süreç kahve yaparken makinanın ortaya çıkaramadığı aromaları çıkartabildiği için dünyanın her yerinde fanları var. Kahve dışında burası tostları ve çibörek benzeri, kod balıklı "rissois de bacalhau" ile biliniyor. Bu arada balıklı çibörek nasıl olur derseniz, tabi tatar kökenlerimiz gereği kıymalıdan vazgeçmeyiz ama bu da epey lezzetli olmuş :).

Rissois de bacalhau

Cafe Progresso


Cozinha dos Loios' a kaldığımız otelin hemen yanında olduğu için bir akşam uğradık. Bu küçük şarap evinde beklediğimizden daha fazla ve yüksek kalitede şarap vardı. Ortam da bardan ziyade bir arkadaşın evinde misafir olduğunuzu hissettiriyordu. Çoğu şarabı kadeh olarak da servis ettiklerinden özellikle dönerken yanınıza alacağınız şaraba karar vermek için de ideal. Bu arada biz yemekten sonra gittiğimiz için denemedik ama bu kadar küçük bir mekana göre epey geniş de bir yemek menüleri de var.

Cozinha dos Loios

Tabi ki bu yazıyı da dondurmacı yazmadan bitirmeyecektik. Gelados Santini de kaldığımız otelin karşısında olduğu için her giriş çıkışta önünden geçiyorduk. Gelmeden önce araştırdığımız bir yer olmasa da hem dekorasyonu hem de ne zaman önünden geçsek dolu olmasıyla bize umut verdi. 1949' dan beri faaliyet göstermesi de olumlu bir işaretti. En sonunda gitmeden önce ki gün denemek kısmet oldu ve bizi hayal kırıklığına uğratmadı. İtalya' da yediklerimiz kadar iyi olmasa da onların hemen bir tık altında kaldı. Burada da biraz sıra beklemeniz gerekebilir ama değmeyeceğini söylemek zor.

Gelados Santini

Gelados Santini

Gelados Santini

Kısa kısa yazacağız dedik ama yine pek kısa olmadı :). Yazının burasına kadar gelebilen okurları öncelikle tebrik ederiz :). Portekiz yazılarımızın sonunu da yakında Guimaraes ile getireceğiz. Çok yakında...